Çocuk masalları ana sayfa

 

02-05 Yaş Arası Aydede Hikayeleri     

Yangın Çıkaran Volkan   

Kumdan Kaleler   

Renkli Şehir

Bilge Dede Hikayesi      

Şimdi Uçurtma Zamanı

Şaşkın Tavşan ve Aydede                            

Cesaret ve İyilik  

Alaz'ın Şafak Sohbeti   

Paylaşmak Güzeldir    

Balıkçıların Masalı       

Ezop masalı "Ay Çeşmesi"          

Nasrettin Hoca "Birbirine karışan ayaklar"      

Bremen Mızıkacıları      

Taş Sektiren Çocuğun Hikayesi          

 Flüt Çalan Çocuk      

Büyü Dükkanı

Sarışın Dev'in Not Defterinden

Mesaj ve gerekli linkler sayfası

 

  

 

       

Çocuk ana sayfaya dön

           Cesaret ve İyilik


Yerdeki kalın ve uzun sopayı almaya çalışırken, Deniz'in gözleri daha önce hiç görmediği bir hayvana takıldı. Biraz uzağında duran havyan orta boy bir köpek büyüklüğündeydi. Uzun tel tel bıyıkları vardı. Kulakları sivri ve yukarı doğru kalkmıştı. Kediye benziyordu ama kedi olamayacak kadar büyüktü. Aslana benziyordu ama aslan olamayacak kadar da küçüktü.
Deniz'i fark ettiğinde olduğu yerde durmuş, onun hareketlerini izlemeye başlamıştı.
Deniz sopayı eline alıp, havaya kaldırdığında, hayvanın korkup kaçacağını sanmıştı ama o hiç kıpırdamamıştı. Üstelik iki tane de benzeri, ormanın içinden çıkıp, yavaş yavaş ilerleyerek, yolun ortasında duran diğer arkadaşlarının yanına gelmişlerdi.
Deniz birkaç adım ileri atıp, kaşlarını çatarak bağırdı,
"Defolun vahşi hayvanlar, yolumu kesmeye kalkmayın sakın."
Ama hayvanlarda en ufak bir hareket yoktu. Deniz arkasına baktı, gözleri, bir umut, kardeşi Alaz'ı arıyordu. Ama ortalarda kimsecikler görünmüyordu.
"Hay Allah! Üç tanesi benim için bile çok fazla" diye geçirdi içinden.
Yavaş yavaş korkmaya başlamıştı. O an babasının sözleri aklına geldi. "Eğer, korkmaya başlarsan, derin derin nefes al ve korku bana efendilik yapamaz diye düşün ve yüksek sesle kendi kendine tekrar et" demişti.
Deniz tekrar bir umutla birilerini görürüm diye yola doğru baktı, ama yol bomboştu. Kendi kendine babasının sözlerini tekrarlamaya başladı. "Korku bana efendilik yapamaz, ben korkusuzum" Sesi gederek yükselmeye başlamıştı. Farkında olmadan elindeki sopayı havaya kaldırmış ve hayvanlara doğru birkaç adım atmıştı ki, koşarak gelen kardeşini gördü. Alaz, hem hızla kardeşine doğru koşuyor, hem de bağırıyordu, "Korkma Deniz geliyorum"
Deniz kardeşini görünce iyice cesaretlenmişti, bağırarak hayvanlara doğru saldırdı, neye uğradıklarını şaşıran hayvanlar, kuyruklarını bacaklarının arasına sıkıştırarak, yokuş yukarı kaçmaya başladılar.
Alaz da, Denize yetişmiş, ikisi birden hayvanların peşinden koşturmaya başlamışlardı. Hayvanlar gözden kaybolunca, çocuklar nefes nefese bir halde, oldukları yere oturdular.
Deniz, "Neydi o hayvanlar, hiçbir şeye benzetemedim" dedi.
Alaz, "Bilmiyorum daha önce hiç görmedim, tilkiye de benzemiyorlar" dedi.
Deniz, "Ben tepeye Bilge Dede'yi görmeye gidiyorum, geliyor musun?" dedi.
Alaz, "Hayır, ben çocuklarla top oynayacağım" diye yanıtladı Deniz'i.
Deniz,"Ben anneme tepeye gideceğimi haber verdim, hadi sonra görüşürüz" diyerek kardeşinden ayrıldı.
Alaz, köye doğru yürümeye başlamıştı ki, arkasına dönerek seslendi, "Dikkat et Deniz, hayvanlar tepeye doğru kaçtılar, bir şey olursa bağır, biz hemen yetişiriz"
Deniz, "Tamam seslenirim" dedi ve yürümeye başladı.
Yokuşun başındaki gül bahçesi göründüğünde, Deniz koşarak pembe, beyaz, kırmızı, tek tek bütün gülleri kokladı. Nergislerin yanından geçerken, bütün nergislerin, yaprakları ve çiçekleriyle, batmaya hazırlanan güneşe doğru döndüğünü gördü.
Biraz ileride Bilge Dede'yi de yüzünü güneşe dönmüş, iki elini yanlara açmış, bir ayağını karnına doğru çekmiş, tek ayağı üzerinde dururken gördü.
Deniz hemen karşısına geçip Bilge Dede'nin yaptığı hareketin aynısını yapmaya başladı. Fakat bir türlü beceremiyordu. Sürekli dengesini kaybedip yere düşüyor, kahkahalar atarak yerden kalkıp, tekrar deniyordu.
Bilge Dede, "Bugün masal günü değil, çocuk tepeye niçin geldin" diye sordu.
Deniz, sırtındaki çantadan, küçük bir paket çıkardı, "Annem börek yaptı, sen de seversin diye düşündüm" dedi.
Bilge Dede, "Beni düşündüğün için sağol" diyerek, paketi alıp masanın üzerine koydu.
Deniz, "Çocuklar senin her zaman spor yaptığını söylüyorlar" dedi, meraklı gözlerle Bilge Dede'nin yüzüne baktıktan sonra devam etti, "Sen de mi oyun oynamayı seviyorsun?"
Bilge Dede gülümsedi, "Evet" dedi, "spor bir oyuna da benzetilebilir. Ama sadece bir oyun değildir"
Deniz, Bilge Dede'nin yaptığı hareketleri yapmaya çalışarak, "Başka nedir ki?" diye sordu.
Bilge dede cevap vermeden önce, Bir ayağını başının hizasına kaldırarak sordu, "Biraz önce can havliyle kaçan üç tane vaşak gördüm. Acaba senden mi kaçıyorlardı?"
Deniz, "Vaşak mı?" diye bağırdı.
"Ben de onları hiçbir şeye benzetememiş, çok korkmuştum" dedi
"Kediye benzerler daha çok, yaban kedisi olarak da bilinirler ama buna sakın aldanma, vahşi hayvanlardır" dedi Bilge Dede
"Onları kovalamakla kötü mü yaptım Bilge Dede?" diye sordu Deniz.
"Aksine, iyi yapmışsın. O yaramazlar benim de iki tavuğumu yediler. Oysa dağlarda bol bol yiyecek var" dedi Bilge Dede.
Bu açıklama Deniz'i biraz tedirgin etmişti. "Tehlikeli mi bu hayvanlar?" diye sordu.
"Eğer korkarsan her şey tehlikeli olabilir çocuk" dedi Bilge Dede.
Deniz, "Ama kardeşimle ben, 'korku bizim efendimiz olamaz, biz korkusuzuz' diye kovaladık onları"dedi.
Bilge Dede kahkahalarla gülerek yanıtladı Deniz'i, "Aferin size" dedi ve devam etti, "Spor, korkularını azaltır insanın"
Sen de mi korkuyorsun, bu yüzden mi spor yapıyorsun?" diye sordu Deniz.
"Hayır korkmuyorum ama spor yaptığım için korkmuyorum. Spor aklımızı, kalbimizi, ellerimizi ve ayaklarımızı hazırlar bizim" diyerek yanıtladı Bilge Dede.
Deniz, sadece bu kadar mı der gibi baktı.
Bilge Dede devam etti, "Daha iyi ve güçlü çalışmamızı sağlar, aklımızın, vicdanımızın ve vücudumuzun hastalanmasını engeller, öfkemizi alır ve öfkeyle kalkıp, zararla oturmamızı engeller.İnsanlar sporu keşfetmemiş olsalardı, hayvanlarına, çocuklarına ve birbirlerine karşı daha öfkeli yaklaşırlardı ve tembel olurlardı. İyi olan her şey, spor yaparak, zihnini ve bedenini sağlam tuttuğunda daha iyi olur" dedi ve güneşin batmasıyla birlikte hareketlerini bitirdi.
Masaya oturarak, sürahideki ayranı bardaklara boşalttı. Birini Deniz'e uzattı ve onun getirdiği börekleri ayran eşliğinde yediler.
Deniz, ayranını içince, Bilge Dede'ye sarılıp öperek, "Ben köye iniyorum, birazdan karanlık çöker" dedi.
Bilge Dede masanın yanında duran sopalardan birini Deniz'e uzattı, "Al çocuk, bazen tek başına cesaret bir işe yaramaz, araçların da iyi olmalı" dedi.
Deniz, "Vahşi hayvanlardan kendimi korumak dışında kullanmayacağıma emin olabilirsin Bilge Dede" diyerek yokuş aşağı ıslık çalarak yürümeye başladı.

Murat Kara

 

                                                                            

 

ilk ve Tek Arama Motoru!