Çocuk masalları ana sayfa

 

02-05 Yaş Arası Aydede Hikayeleri     

Yangın Çıkaran Volkan   

Kumdan Kaleler   

Renkli Şehir

Bilge Dede Hikayesi      

Şimdi Uçurtma Zamanı

Şaşkın Tavşan ve Aydede                            

Cesaret ve İyilik  

Alaz'ın Şafak Sohbeti   

Paylaşmak Güzeldir    

Balıkçıların Masalı       

Ezop masalı "Ay Çeşmesi"          

Nasrettin Hoca "Birbirine karışan ayaklar"      

Bremen Mızıkacıları      

Taş Sektiren Çocuğun Hikayesi          

 Flüt Çalan Çocuk      

Büyü Dükkanı

Sarışın Dev'in Not Defterinden

Mesaj ve gerekli linkler sayfası

 

 

       
 

Çocuk ana sayfaya dön

 

Balıkçıların Masalı

 

Köyün bütün çocukları, bir akşam üstü, duydukları boru sesiyle evlerinden dışarı fırladılar. Anneleri, babaları ve evin büyükleri, çocuklara hep aynı şekilde seslenmişlerdi. "Oğlum, kızım nereye bu akşam vakti"
Bütün çocuklar ise sessiz bir şekilde evlerinin bahçesinde bekleşiyorlardı. İkinci boru sesini duyunca bütün evlerden çocukların bağırışları duyuldu. "Yaşasın, Bilge Dede bizi çağırıyor", "yaşasın bugün cumartesi", "Yaşasın aslan ve maymun günü bugün"
Sanki bütün çocuklar delirmiş gibiydi. Üçüncü boru sesi duyulunca çocukları bir telaş kapladı. Çocukların telaşlı bağırışları tüm köyü kaplamıştı. "Anne çabuk ol, Bilge Dede bizi çağırıyor", "Baba ben yola çıkıyorum, sen yetişirsin", "Abi biraz acele eder misin?"
Köyün büyükleri, gençleri ve yaşlıları, hafif rüzgarlı akşamüstünde çocukların üşütüp hasta olmaması için ellerine geçirdikleri giysilerle onların peşinden koşuyor, bir kısmı kazak, atkı, gocuk giydirmeye çalışıyor ve çocuklar ise, hızla köyün yokuşundan yukarı doğru çıkmaya çalışıyordu.
Yokuşu tırmanıp Bilge Dede'nin evinin düzlüğüne gelen çocuklar, büyük çardağın altına dizilmiş sandalyelerin üzerine, yaşlarına uygun olarak, sırasına göre oturuyorlardı.
Büyük çocuklar arka sıralara, daha küçükler daha önlere oturdular. Bütün çocuklar oturduklarında büyüklerin de çoğunluğu, Bilge Dede'nin masalını dinlemek üzere uygun yerlere oturdular. Bir kısmı ise yokuş aşağı yürüyerek evlerine geri döndü.
Bilge Dede evinden dışarı güleç yüzüyle çıktığında çocuklar heyecanla alkışladılar.
Her zaman ki seromoni bittikten sonra Bilge Dede anlatmaya başladı.
 

Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde, develer tellal iken, pireler berber iken, ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken;
Uzaklardaki denizin kıyısında üç tane balıkçı yaşarmış. Bu balıkçılardan birinin adı Fevzi imiş. Fevzi balıkçının sandalı varmış. Sandalında kocaman bir trol ağ varmış. Trol ağ balıklar için çok tehlikeli imiş. Çünkü Balıkçı Fevzi sandalıyla açılıp trol ağını denize attığında, ağ o kadar ağır ve kurşunları o kadar etkiliymiş ki, denizin dibindeki bütün yosunları, mercanları, deniz atlarını, balık yumurtalarını ve yavrularını, midyeleri silip süpürür ve sandala çekermiş. Balıkçı Fevzi, bütün ağı sandala çektikten sonra kıyıya çıkar ve ağını kıyıda ağaçların arasında temizler, büyük balıkları alır ve diğer tüm deniz canlılarını çöp gibi ağaçların arasına atarmış. Ve bütün canlılar orada acılar çekerek ölürlermiş.
Balıkçı Fevzi sandalıyla denize açılıp her ağ attığında bir omzundaki aslan ona dermiş ki,"Hey Fevzi, senin yaptığın insanlığa sığıyor mu? Böyle kötü bir ağ atarak deniz dibindeki canlıların tümünü öldürüyorsun. Oysa, bilmiyor musun ki, her ölüm seni de balıksız bırakıyor, hep daha açıklara gitmek zorunda kalıyorsun, avlandığın yerde bir daha avlanamıyorsun, öldürdüğün her canlı seni de ölüme yaklaştırıyor. Niçin canlılara saygı göstermiyorsun?" Balıkçı Fevzi bu sesi her duyduğunda sesin geldiği omzuna hafifçe vurup aslanını sustururmuş. Ve hemen diğer omzundaki yaramaz maymun konuşmaya başlarmış. "Sen onu dinleme Fevzi, en büyük biziz, bizden başka değerli hiç bir şey yok, gördüğün gibi denizdekiler bizi hiç sevmiyorlar, her seferinde bizden kaçıyorlar, biz de onları öldürelim de cezalarını bulsunlar" Aslan yine fısıltıyla dermiş ki, "Fevzi, maymunun izinden gitme, lütfen." Ama Balıkçı Fevzi hep maymunun sözünü dinlermiş.


Balıkçı Sedat ise, kıyıda oltasıyla avlanırmış. Avlanırmış ama, o da büyük, küçük balık ayrımı yapmazmış. Oltasına ne gelirse gelsin, büyük balıklar dışındaki balıkları ve deniz bitkilerini, yengeçleri, yenmez balıkları ve balık yavrularını oltasından o kadar acımasızca çıkarıp kıyıdaki ağaçların arasına fırlatırmış ki, hepsi acılar içinde ölürmüş. Ve Balıkçı Sedat'ın avlandığı kıyı çok kötü kokarmış. Sedat'ın omzundaki aslan ona dermiş ki, "Sedat sen ne yaptığını zannediyorsun? Niçin hep maymunun peşinden gidiyorsun. Yemiyeceğin tüm deniz canlılarını lütfen tekrar denize atarmısın. Onları niçin öldürüyorsun. Görmüyor musun bütün kıyı pis kokular içinde kaldı. Yakında zehirleneceğiz burda." Aslan böyle konuşur konuşmaz hemem Balıkçı Sedat'ın diğer omzundaki yaramaz maymun atılır ve şöyle dermiş "Sen onu dinleme Sedat, biz böyle şeylerle zaman kaybedemeyiz, hem onları denize atarsak onlar tekrar oltana takılır. Biz işimize bakalım. Bizim işimizden daha önemlisi yok." Ve Sedat da genellikle maymununun peşinden gidermiş.
Emre balıkçı ise, elindeki serpmeyle avlanırmış. Deniz kıyısında gezer, suda balıkları hissettiği ya da sezdiği zaman serpmesini atar ve sonra çekermiş. Serpmedeki balıkların en büyüklerini alır yanında dolaşan köpeğinin boynuna asılı küçük kovaya atarmış. Ağdaki diğer küçük balıkları yengeçleri ve yosunları, yenmez balıkları tekrar denize atarmış. Arada bir köpeğini dinlendirir ve sonra tekrar devam edermiş. Emre'nin aslanı hep övgüyle konuşurmuş onun hakkında. "Emre, sen ne iyi bir balıkçısın ve insansın. Bütün canlıları çok seviyorsun ve onlara iyi davranıyorsun. Sadece yiyeceğin balıkları alıyorsun ve diğerlerini denize atıyorsun" Emre'nin diğer omzundaki yaramaz maymun ise, memnuniyetsiz konuşurmuş "Emre, sen de adam mısın, hiç bir canlı senden korkmuyor, sen sanki onlardan korkuyormuşsun gibi davranıyorsun. Aslanının peşinden gitmekle ne anlıyorsun bilmiyorum ki" dermiş. Emre maymununa yaramaz bir çocuğa bakar gibi şefkatle bakarmış.
Balıkçı Fevzi bir gün denizde o kadar çok açılmak zorunda kalmışki. Çünkü, avlandığı kıyılarda artık hiç bir canlı ve balık kalmamış. Yine trol ağını atmış ama tam o sırada çok büyük bir balık bir kuyruk darbesiyle kayığı devirmiş ve Balıkçı Fevzi denize düşmüş. Bir de bakmış ki, kocaman bir balina karşısında duruyor. Çok korkmuş. Balina ona demişki, "Sen ne biçim bir balıkçısın, avlandığın bütün kıyıları öldürüyorsun. Şimdi ben de seni yiyeyim mi?" Balıkçı Fevzi korkudan ne yapacağını şaşırmış. Kekeleyerek demiş ki,"lütfen balina baba beni yeme. Beni hep maymunum kötü yollara sürükledi" Balıkçı Fevzi'nin yaramaz maymunu da çok korkmuş ve bütün suçu Fevzi'ye atmış ve demiş ki, "Ben küçücük, iyi niyetli bir maymunum. Seni nasıl kandırabilirim ki, senin aklın çalışmıyor mu? O zaman aslanının peşinden gitseydin" Balıkçı Fevzi'nin aslanı Balina'ya demişki, "Sevgili balina sen tümüyle haklısın. Ancak Fevzi, yaptığı kötülüklerin farkında değildi. Lütfen ona bir şans daha ver"
Balina kızgın bakışlarla Balıkçı Fevzi'ye bakmış ve demiş ki, "Aslanının sözleri doğru mu balıkçı, seni affedeyim mi." Balıkçı Fevzi bir umutla yalvarmış "Lütfen balina baba beni affet. Bundan sonra hep aslanımın peşinden gideceğim. Denizden sadece yiyeceğim kadarını alacağım. Hiç bir canlıyı çöp gibi bir kenara atmıyacağım. Bütün canlılara iyi davranacağım" Balina Fevzi'ye öfkeyle bakmış ve demiş ki, " seni bir kerelik affediyorum, eğer bir daha denize kötü davranırsan seni bir lokmada mideme indiririm tamam mı" O günden sonra Balıkçı Fevzi bir daha da hiç maymunun peşinden gitmiyormuş. Maymunu ise, onu hep kızdırıyormuş " Sen ne korkak bir şeymişsin be Balıkçı Fevzi. Bir balina gördün diye bütün hayatını değiştirdin. Eskiden konuşturmadığın aslanı efendin yaptın nerdeyse" Maymun böyle konuşunca Fevzi onun konuştuğu omzuna bir şaplak indirirmiş.
 

Balıkçı Sedat ise yine oltasına gelen her canlıyı ağeçların arasına attığı bir gün, arkasında görünen ayıyı farketmemişti bile. Ayı deniz kıyısına avlanmaya gelmişti ama o da ne? Bütün kıyı pis kokular içinde kalmamış mı. Burnunu tutarak bu kokuyu yaratanın kim olduğunu araştırmaya başlamış ve Balıkçı Sedat'ın arkasına kadar gelmişti. Balıkçı Sedat yine oltasına takılan yavru bir balığı ağaçların arasına fırlatırken ayı onu elinden tutup kendine çevirdi. Balıkçı Sedat o kadar çok korktu ki, sesi soluğu kesildi. Ayı onun bu haline çok güldü. "Hem kötü bir insan hem de korkak ha" diye dalga geçti Sedat'la. Ve sordu "Bütün bu pisliğin sebebi sen misin yoksa" Sedat kekeleyerek "özür dilerim isteyerek yapmadım" diyebildi. Ayı öfkeli bir sesle Sedat'a bağırdı. "Yarın tekrar geleceğim, eğer bu kıyı temizlenmemiş olursa ve denizdeki canlılara kötü davranmaya devam ettiğini görürsem ben de sana onlara davrandığın gibi davranacağım" dedi ve arkasını dönüp gitti. Sedat'ın maymunu hemen bağırdı Sedat'a " Ne kadar da korkakmışsın Sedat. Bir ayıyla başa çıkamadın. Hadi biz işimize bakalım ve gösterelim tüm balıklara korkusuzluğumuzu" Sedat'ın diğer omzundaki aslanı öfkeyle kükremiş ve şöyle demiş "seni gidi yaramaz maymun. Sedat hep senin sözünü dinlediği için kötülükler yaptı ve kötü bir duruma düştü. Bundan sonra da seni dinleyeceğini mi sanıyorsun" Maymun kendinden emin, Sedat'ın aslanın kafasına bir şaplak atmasını bekliyordu ama o şaplak kendi kafasına geldi. Sedat maymununu azarladı. "Hep senin peşinden gittiğim için bir ayı bile benden daha iyi bir canlı olduğunu ispatladı. Bundan sonra sesini daha az çıkar bakalım." Sedat tüm kıyıyı temizledi ve her zaman tüm canlılara iyi davrandı. Artık üç balıkçının avlandığı deniz kıyısı tüm ormanda yaşayanlar için güzel bir
yer haline gelmişti.
"Bu masal da burda bitti" dedi Bilge Dede. Bütün çocuklar alkışlayarak yokuş aşağı evlerine doğru gitmeye başladılar. Bilge Dede arkalarından bağırdı. "Hepinize iyi geceler tatlı rüyalar"
 

Murat Kara

 

 

 

                                                                            

ilk ve Tek Arama Motoru!